Peygamberimizin Hayati

peygamberimizin hayatı

PEYGAMBERİMİ
Z (S.A.V.) HAYATI


Peygamberimizin Mübârek Ecdâdı:

 

Peygamberimiz’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) Hz. İsmâil’in sülâlesinden olan Adnân’a kadar babası Ab dullah tarafından dedeleri şöyledir: Hz. Muhammed (s.a.v.), Abdullah, Abdülmutta lib, Hâşim, Abdimenâf, Kusay, Kilâb, Mürre, Ka’b, Lüey, Gâlib, Fihr, Mâlik, Nadr, Kinâne, Huzeyme, Müdrike, İlyas, Mudar, Nizâr, Me’ad ve Adnân haz retleridir.

Peygamberimizin annesi Amine tarafından dedeleri: Hz. Muhammed (s.a.v.), Âmine, Vehb, Abdi menâf, Zühre, Kilâb hazretleridir.


Peygamberimizin Hayatı

Peygamberlerin her hususta en üstün, en büyük olanı, şüphesiz bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafâ (sallallâhü aleyhi ve sellem)’dir. Peygamberi mizden evvel gönderilen peygamberlerden çoğu, belli bir topluluğa, bir şehir veya köy halkına gönde rilmiştir. Peygamber Efendimiz ise bütün insanlığa, bütün mahlukâta yani, onsekiz bin âlemin tamamına rahmet olarak gönderilmiştir. Onun insanlığa nasıl ve ne büyük bir rahmet olduğunu anlamak için, dün yaya gelmezden evvelki insanlığın haline bir bakmak lazımdır:Bilindiği gibi, Peygamberimiz Fahr-i Âlem Efendi miz’in teşrifinden önce bütün dünyada her bakımdan kötülüklerin ve karışıklıkların hüküm sürdüğü bir fetret devri mevcuttu. O günün insanları her türlü bid’at ve sapıklık içindeydi. İnsanlık, hak, adâlet ve medeniyetten uzak, kor kunç bir vahşetin girdabına gömülmüştü. Fuhuş ve eşkiyalık, her türlü zulüm ve zorbalık almış yürümüş tü. Öyle ki, kimin kime gücü yetiyorsa o, diğerinin ma lına, canına, ırzına tecavüz ediyor, elinde nesi varsa alıyordu.

Hatta bir kısım insanlar hurafe ve bâtıl inanç larla kendi kız çocuklarını çukurlara gömüyor, öldürü yorlardı. Vahşet ve ahlâksızlığa dalmışlardı. Kadının cemiyette hiç değeri yoktu. Para ile alınıp satılabilen basit bir eşya muâmelesi görüyordu. İnsanlar, birbir lerine diş bileyen düşman gruplar halinde kabilelere ayrılmış, kabileler arasında kan davaları almış yürü müştü. İşte böyle bir devirde Resûl-i Ekrem Efendimiz (sal lallâhü aleyhi ve sellem), Mekke-i Mükerreme’de, Mîlâdın 571’inci senesinde Rebîulevvel ayının 12’inci gecesi sabaha karşı dünyayı şereflendirdiler.

Peygamberlik silsilesinin son halkası olan Peygam berimiz’in, kırk yaşına girip daha kendisine peygam berlik verilmezden evvel bile, elinde birçok harikalar zuhur etmişti. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”ilâhî emrine tam manasıyla uyduğu için, hayatının her kademesinde sadâkat ve doğruluğun en güzel bir ör neği olmuştur. O her türlü riya ve yalandan uzaktı. Devrinde kimse kimseye itimat edemez ve güvenemezken, herkes ona inanıyor, ona itimat ediyor, ihtilafa düştükleri mesele lerde onun hakemliğine ve hükmüne razı oluyorlardı. Onu inkâr eden düşmanları bile, onun sadâkat ve doğruluğunu, yalan ve riyadan uzak olduğunu itiraf ederlerdi. Onda gördükleri eşsiz ahlâk ve yüksek seci yeyi takdir eder, ona “Muhammedü’l-Emîn” (Emniyetli Muhammed) derlerdi.

İşte, âlemlere rahmet Efendimiz, cihânın böylesine zulmetle dolu olduğu bir devirde gelmiş, bâtıl inançları kaldırmış, imân ve İslâm nûru ile âlemi karanlıktan kur tarmış, insanlığa dünya ve âhiret saâdetinin anahtarla rını vererek, hakîkî medeniyet yolunu göstermiştir. Bugün, İslâm târihini tarafsız şekilde tetkik eden bir çok müsteşrik (gayr-i müslim doğubilimcisi) bile, Pey gamber Efendimiz’in (s.a.v.) yüksek mertebesini, güzel ahlâkını ve insanlık için gerçekten rahmet ve en büyük kurtarıcı olduğunu kabul etmeye mecbur kalmış, ona hayranlık duymaktan kendilerini alamamışlardır. Mahmud Es’ad tarafından tercüme edilen bir eser de meşhur İngiliz filozofu T. Karlayl şöyle diyor:

peygamberimizin hayatı

PEYGAMBERİMİZİ İYİ 
TANIYALIM


Dünya ve âhirette şerefli, faziletli ve iyi insan olabil mek, âlemlere rahmet olan ÇocukluğunizinÇocukluğun
iz Muham med Mustafa’yı (s.a.v.) iyi bilmek, iyi anlamak ve ona hakîki ümmet olmakla mümkündür. Bir insan, Pey gamberimizi bilmedikten, tanımadıktan, sevmedikten sonra hiçbir şeyle şerefli ve faziletli olamaz. Peygamberimizin adı Muhammed, babasının adı Abdullah, annesinin adı Âmine’dir. Ana rahminde yedi aylık iken babası vefât etmiştir. Mîlâdî 571 senesi Ni san ayının yirminci; Rebîulevvel ayının onikinci (Pazar tesi) gecesi sabaha karşı Mekke’de doğmuştur. Doğ duğu zaman hiçbir çocuğa benzemiyordu. Ondaki peygamberlik nûru, bakan gözleri kamaştırıyordu. Dört yaşına kadar sütannesi Halîme’nin yanında kaldı. Sonra ailesine teslim edildi. Altı yaşında iken annesi Âmine vefât etti. Dedesi Abdülmuttalib onu yanına aldı. Annesinden iki sene sonra, sekiz yaşında iken dedesi de vefat etti. Bu defa da amcası Ebû Tâ lib’in yanında kaldı. Peygamberimizin çocukluk ve gençlik çağları, bekârlık-evlilik devirleri, hâsılı bütün hayâtı hiç bir in sana nasîp olmayan fazîlet ve kemâlât ile geçmiştir. Yirmi beş yaşında Hadîcetü’l-Kübrâ vâlidemiz ile evlendi. Hiçbir zaman putlara tapmadı.

dan beri onları hiç sevmezdi. Hazret-i İbrâhim Aley hisselâm’ın dîni üzere Allâh’a ibâdet ederdi. Zaman zaman Mekke civarında bulunan Hirâ dağına gider, Allâh’ın kudret ve büyüklüğünü düşünürdü. Allâh’ın kendisine tâ ezelde ihsân ettiği aşk ile muhabbet de nizine açılır, kalbinde yanan tevhid nûrunun pırıltıları içinde Allâh’ı zikrederdi. Peygamberimiz yine bir gün, Hirâ mağarasında iken Cebrâîl aleyhisselâm Allâh’ın emri ile ona pey gamberlik vazîfesini bildirmeye geldi.

İnsanlığın kurta rıcısı ve Allâh’ın sevgilisi Hazret-i Muhammed sal lallâhü aleyhi ve sellem’e: “Oku!” dedi. Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) “Neyi okuyayım” dedi. Cebrâîl (a.s.) Peygamber Efen dimiz’i tutup sıktı, sonra bıraktı. Cebrâîl (a.s.) tekrar: “Oku!” dedi. Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) “Neyi okuyayım” dedi. Cebrâîl (a.s.) tekrar Peygamber Efen dimiz’i tutup sıktı, sonra bıraktı ve üçüncü defa: “Oku!” dedi. Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) “Neyi okuyayım” dedi. Cebrâîl (a.s.) tekrar Peygam ber Efendimiz’i üçüncü defa tutup sıktı, sonra bıraktı. Böylece Cebrâîl (a.s.) tarafından kendisine mânevî bir ameliyat tatbik edilmiş oldu. Sonra Cebrâîl (a.s.), “Seni yoktan var eden, tedrîcenterbiye edip büyü ten, kemâle ulaştıran Rabbinin ism-i şerîfi ile okuO, insanı pıhtılaşmış kandan yarattı. Oku! O çok kerîm olan Rabbinin hakkı için ki, o, kalemle tâ’lîm etti; insa na bilmediğini öğretti.” meâlindeki Alak Sûresinin ilk beş âyetini okudu.

Böylece Hazret-i Muhammed (sallallâhü aleyhi ve sellem)’e Peygamberlik vazifesi verildi. Kur’ân-ı Kerîm, yirmi üç senede tamam oldu. On üç sene insanları Mekke’de hak yola davet etti. Büyük meşakkatlar ve ızdıraplar çekti. Her şeye sabredip Allâh’ın varlığını, bir liğini yaymaya çalıştı. Sonra Medîne-i Münevvere’ye hicret etti. On sene de Medîne’de peygamberlik vazi fesini bütün gücü ile yerine getirdi. İnsanlara insanlığı öğretti, medeniyeti belletti. Karanlık gönülleri İslâm’ın nûru ile aydınlattı. Böylece vazifesini tamamladı. Altmış üç yaşında vefât etti.2 İnsanlık âlemine hidâyet rehberi olan Kur’ân-ı Kerîm’i ve sünnet-i seniyyesini tavsiye ve emânet etti. Salât sana, selâm sana ey Allâh’ın Resûlü. Seni hakkı ile bilen ve öven âlemlerin Rabbi Allâhü Teâlâ’dır. Sen Muhammed Mustafâ’sın (sallallâhü aleyhi ve sel lem). Sen âlemlere rahmetsin. Bütün insanlar ve cinle rin peygamberisin. Sen Hâtemü’l-Enbiyâ’sın; peygamberlerin sonuncususun. Senin hakkında “Levlâke lev lâk, lemâ halaktü’l-eflâk”3 buyuruldu.

SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ:





Bakabileceğiniz Başka Konular:


 Allahü Tealaya İman Tıkla   Sefer Bahsi Nedir?
 Peygamberlere İman Tıkla   Ahiret Gününe İman Tıkla
 Müctehidlerimiz Nedir   muhacir ve ensar




Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:

SİTE İÇİ ARAMA MOTORU
 
                               
FACEBOOK BEĞEN
 
Reklam
 
MOBİL UYGULAMAMIZ
 
İslam Hocası Mobil Uygulamasını Tıkla Ve İndir
AYLIK DİNİ SOHBET
 
MAKALENİ GÖNDER
 
Yazı Ve Makeleni Gönder Yayınlayalım
ONLİNE SAYAÇ
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=